English Kurdî     
24 saat boyunca Acil Destek Hattımızdan bize ulaşabilirsiniz 0 530 664 44 10 ...
 
  Ana Sayfa
  Kurumsal
  Çalışmalarımız
  Yayınlarımız
  Ödüllerimiz
  Basında KAMER
  Gündem
  İstatistikler
  KAMER Merkezleri
  Foto Galeri
  Mor Çarşı
  KAMER’in Avlusu
  İletişim
 

KAMER'in Feminizmi


KAMER’in Feminizmi

KAMER’in kadının insan hakları için yürütmekte olduğu çalışmaları en anlaşılır biçimde anlatabilmek için; ne iş yapıyoruz, nerelerde çalışıyoruz, kaç kadın şiddet yaşıyor, kaçına destek olduk, namus adına işlenen cinayetler konusunda neler yaptık, gibi alışılmış sorulara yanıt olacak dilin ötesinde bir dil kullanmak gerektiğini fark ettik.

Tüm bu işler önemli elbette, ama her biri, birbirimizden öğrenmemizi, kadın politikamızı oluşturmamızı sağlayan birer süreçti aslında. Bu nedenle biz, nasıl başladık, çalışırken birbirimizden neler öğrendik, neler fark ettik neler değiştirdik, nereye gidiyoruz gibi soruları yanıtlamanın KAMER’i anlatabilmek için daha doğru, daha yeten, bir dil olacağını düşündük.

KAMER, resmi olarak 1997 yılında kuruldu. Ama bu tarihin öncesi önemliydi. 1993-95 yıllarında, şiddetin dorukta olduğu dönemlerde, oluştu KAMER fikri. 1997 yılında yasal bir statü edinilmesi ve sonraki yıllarda da her yıl yeni bir iş, yeni bir yer, büyüyerek devam edip gitti.

Halen 23 ayrı ilde devam eden çalışmaları ilçelere yaymaya çalışıyoruz. Binlerce kadın olduk. Başladığımız dönemlerdeki biz ile şimdiki biz arasında önemli farklar var. O zamanki biz feministtik, şimdiki biz de feministiz. Ama o zamanki biz ile şimdiki biz arasında on yıllık çalışmalardan edinilmiş deneyim farkı var. En önemlisi de o zaman feminist olduğumuzu fısıltı halinde söylerken şimdi haykırıyoruz. Hep birlikte yüzlerce kadın ‘biz feministiz’ diyebiliyoruz.

Feminizmin aslında bir fark etme ve değiştirme süreci olduğunu düşünerek, bu yazıda feminizmimizle çıktığımız yolculuğu anlatmak istedik.

Başlarken ilk farkındalığımız ‘şiddet’ ile ilgiliydi. Her birimiz doğrudan ya da dolaylı şiddet mağduru oluyorduk. Gözaltında, sokakta, işyerlerimizde ve hele de evlerimizde…

Neydi bu şiddet?

Bu kadar can yakmasına rağmen, niye herkes birbirine, herhangi bir iş yapıyormuş gibi doğal, şiddet yaşatıyordu?

Bize kadın olduğumuzu her yerde hatırlatıyorlardı. Bunu fark etmeyen, hatırlamayan sadece biz miydik?

Bu sorular, bizim ev içini, ev içindeki konumlarımızı fark etmemizi sağladı. En konuşulmayan, en normalleşmiş, en alışılmış şiddet ev içinde yaşanıyordu. Şiddetin bu kısmını konuşmak ya yadırganıyor, ya hafife alınıyordu. Çünkü daha önemli şiddetler vardı konuşulacak. Gözaltındaki, sokaktaki şiddet.

Biz en zor olandan başladık. Yalnızlaşmayı, dışlanmayı, aşağılanmayı göze ala ala. Pek çoğumuzun şiddeti ilk fark edişi gözaltından, sokaktan başlasa da, şiddetin farklı uygulanış biçimleri arasındaki bağı gördük ve ev içi şiddetin başlangıç yeri olduğunu kabul ettik.

Henüz bir kadın çalışması yapma fikrini tartışırken, çevremizdekiler ne yapmamız, nasıl yapmamız, kiminle çalışmamız gerektiği konusunda akıl vermeye başladı. Herkes masummuş gibi davranıyordu. Hiç kimse erkek egemen sistemin kendisini de etkilemiş olacağını düşünmek bile istemiyordu.

O zaman cinsiyetçiliğin ne kadar içselleştiğini, benimsendiğini, nasıl kendimize, bütün yakınlarımıza, bütün kuruluşlara ve kişilere bakmamız gerektiğini fark ettik. Tam bu nedenle bağımsız örgütlenmemiz gerektiğini fark ettik.

İnsan haklarından, kadının insan haklarından yana taraf olduğumuzu açıklasak da bağımsızlık ile tarafsızlığın ayırt edilemeyeceğini bile bile bağımsız örgütlendik.

Birlikte çalışacağımız ve destek olmayı planladığımız kadınların büyük bölümü kendilerini Kürt olarak tanımlasalar da, Kürt Kadınları Merkezi olmak istemedik. Hem kendimizi tek kimlikle sınırlamak istemedik, hem de bir tek kadının bile çok önemli olduğunu düşünerek KAMER’ in, kendisine Kürt demeyen kadınlarında merkezi olmasını istedik.

Cinsiyetçiliği sorgulamak için, tüm aidiyetlerimizden bağımsız bir alanda yer edinmeye çalışırken, bireysel farkındalıklar yaşamaya başladık. Kendi şiddetimizi, kendi ayrımcılığımızı, nasıl ezilip, nasıl ezdiğimizi sorguladık.

Her birimiz ‘cinsiyetçiliği fark edip, feminizme adım atma aşaması’ olarak adlandırdığımız bu dönemin sebep olduğu acıyı ve yersizlik yurtsuzluk duygusunu derinden yaşadık. Bu geçiş döneminde destek alınacak, dayanılacak tek yerin kadınlar, kadın kuruluşları olduğunu da ne yazık ki deneyimlerle öğrendik. Bu deneyimler en derin acımız oldu. Bu nedenle, kadınların bireysel fark ediş süreçlerinin çok acı ve sarsıcı olduğunu, bu dönemde destek ve dayanışmanın çok önemli olduğunu fark ettik.

Farklı yerlerde ve şekillerde yaşanan şiddet türlerini görsek de ev içi şiddet çalışmak üzere örgütlendik. Gözaltındaki, sokaktaki şiddet türleri ile ilgilenen sivil toplum örgütleri vardı. Ama ev içi şiddet çalışan hiçbir kuruluş yoktu. Zaten ev içi şiddetin konuşulması bile herkesi kızdırıyordu. Çünkü herkes bu büyük şiddetin bir parçasıydı.

Ev içi şiddet çalışırken şiddetin en kaba ve inceltilmiş hallerini tanıdık. Farklı şekillerde olsa da tüm kadınların dilleri, dinleri, eğitimleri, ait oldukları sosyal çevre ne olursa olsun şiddet yaşadığını fark ettik.

Cinsiyetler arası eşitsizlik orta yerde dururken, insandan, insan haklarından yanayım deyip kadının insan haklarını görmezden gelmenin, nasıl da cinsiyetçiliğe hizmet ettiğini fark ettik. Tam bu nedenle muhalif olduğunu iddia eden pek çok kişi ve kuruluşun kadınlara, kadın çalışmalarına, feminizme yaklaşım biçimleri ile nasılda sistemle bütünleştiklerini ve aslında muhalif olmak bir yana, cinsiyetçiliğin savunucuları olduğunu canımız yana yana fark ettik.

Önemli bireysel farkındalıklar yaşasak da, cinsiyetçi sistemin kişiliklerimizde yarattığı derin tahribatı tek başımıza bütünüyle görmemizin imkansız olduğunu, üstelik hiyerarşi, rekabet, ayrımcılık ve kapalılığın sürekliliği devam eden birer tehlike olduğunu, tek bir durum ya da olayla fark edilip değiştirilemeyeceğini, durup durup farklı şekillerde ortaya çıkabileceğini öğrendik.

Bu nedenle de kolektif çalışmanın, hem destek ve dayanışma acısından hem de karşılıklı farkındalıklar yaratma açısından önemli olduğunu fark ettik.

Biz eşitler arası ilişki yakalamadıkça, rekabet duygularımızı ve bizi götüreceği yeri fark edip baş etmedikçe, ayrımcılığın nasıl incelerek yeniden bizimle bütünleşebileceğini anlamadıkça, açık davranıp yan yana durduklarımızı olumlu olumsuz eleştirmedikçe, onların bize söyleyeceklerini dinlemeye hazır olmadıkça, her zaman cinsiyetçilikle bütünleşme riski taşıdığımızı fark ettik.

Gelenekselleşmiş değerlerin, bizi nesneleştirmeyi hedefleyen cinsiyetçi değerler olduğunu, her birini sorgulamamız, bizi ikincil kılan özelliklerini bulup tarif etmemiz, yerine yeni değerler koymamız gerektiğini fark ettik. Çünkü yeni bir dünya hayal etmenin, kendimizi yeniledikçe mümkün olabileceğini fark ettik. Yargılamayan, aşağılamayan, emretmeyen, reçete vermeyen, empatiye dayalı bir dil ve davranış ile yeni bir insan olmak için çaba harcamaya başladık.

Bu süreci gerçekleştirirken yaşadığımız farkındalıklardan utanmadık. Onların bize biçilen rollerin sonucu olduğunu, sorgulamadan kabul ettiğimizi, sorgulama sürecinin feminizm ile mümkün olduğunu fark ettik.

Geleneksel değerlerin pek çoğunun şiddete boyun eğmeyi, itaat etmeyi sağlayan, katılımcılığı, şeffaflığı, bireysel gelişimi engelleyen, eşitsizliği devam ettirmeye, yeniden üretmeye sebep olan değerler olduğunu fark ettik.

Feminizmimiz birlikte yaptığımız yolculuk sırasında meraklı olmamızı sağladı. Bu merak farklı kimliklerimiz olduğunu fark etmemizi sağladı. Tek kimlikliliğin daralmışlığından kurtulup, çok kimlikli olmanın zenginliğini yaşamaya başladık.

Fark etmenin ve değiştirmenin büyüsüne kapılarak, giderek çoğaldık ve büyüdük. Şiddetin biz güçlendikçe çözüleceğini, dünyanın biz değiştikçe değişeceğini öğrendik.

Fark ettiklerimizi, öğrendiklerimizi erkeklerle paylaşmaya başladık. Onlarla şiddetimizi paylaştık, onların erkekliği nasıl algıladıklarını nasıl yaşadıklarını konuştuk.

Konuştukça cinsiyetçiliğin dünyayı saran bir büyük politika olduğunu fark ediyoruz. Militarizm ve cinsiyetçiliğin bu büyük politika içinde nasıl iç içe geçtiğini, birbirini besleyerek yeniden yarattığını görmekteyiz.

Fark ettiklerimizden bazen korkuyoruz. Bazen yaptıklarımızın yetmediğini düşünüp daha etkili daha büyük şeyler yapmak gerektiğini düşünüyoruz. Her seferinde bir süre bocalayıp duraklıyoruz. Ama her seferinde, yaptığımız işin tek şansımız olduğunu kabul edip, yenilenerek, yeniden başlıyoruz.

Hiyerarşinin, ayrımcılığın, şiddetin olmadığı, paylaşım ve dayanışmanın, şeffaflığın, katılımcılığın, haktan ve haklıdan yana olmanın esas olduğu bir dünya için feminizmin vazgeçilmez olduğunu biliyoruz.

Biz artık, bir, beş, on değil, binlerce kadın olduk. Feminizmimiz ile yolculuğumuz sürüyor. Yolculuğumuz sırasında çoğalıyoruz.

Bu yolun uzun ve zor olduğunu, bizim de eşit olarak yer aldığımız bir yeniden yapılanma süreci gerçekleşinceye kadar devam edeceğini biliyoruz.

Türkiye ve dünyanın bütün sorunlarının, bizimde sorunumuz olduğunu fark ettik. Tüm bu sorunların çözümünün, bizim katılımımızla mümkün olabileceğini biliyoruz. Bu nedenle görmeye, düşünmeye, çoğalmaya, değiştirmeye çalışıyoruz.


05.02.2007
Nebahat Akkoç
KAMER